Anadolu'nun kış lezzetleri

Tabiat şartlarının getirdiği zorunluluklar, Anadolu'nun mutfak kültürünüde şekillendirdi; hem de sağlıklı, pratik ve leziz yemeklerle...

Doğada her şeyin bir zamanı vardır.Karın kışın yağması; yaprakların sonbaharda dökülmesi gibi; doğanın bir parçası olan insan da , kendini mevsimlere göre şekillendirir.Tabii mutfağını da... Tabiatın dayattığı bölgesel ve mevsimsel şartlara göre beslenen insan, belkide kendisi için en doğru olanı, kendi isteği dışında kabullenmiştir. Zaten aradan geçen bin yıllar ve bu süreç içinde geliştirdiği bilim de göstermiştir ki, insanlar doğanın ritmine uyduklarında; yaşadıkları bölge ve mevsimin ürünleriyle beslendiklerinde, çok daha sağlıklı bir yaşam sürmektedir. Zorunlulukların dayatmasıyla yüzyıllar içinde bulunan bu yeme kültürü bugünün çağdaş dünya murfak kültürüne de ışık tutuyor.

Sağlık İksiri Tarhana

Dünya'da yenilebilecek mevcut gıda çeşitlerinin %80'ini barındıran Anadolu çağlar boyunca belki de sadece bu nedenden dolayı, büyük imparatorlukların ve uygarlıkların gözdesi oldu. Orta Asya, Orta Doğu, Balkanlar ve Akdeniz bölgelerinin tüm mutfak kültürlerini kapsayan Anadolu toplumu, beslenme tarzını korumaya hala özen gösteriyor. İçinde bulunduğumuz şu kış mevsiminde, Anadolu'daki hemen her evin mutfağında tarhana çorbası fokurduyor mesala... Yöreden yöreye farklı şekillerde hazırlanan tarhana çorbasının birçok çeşidi bulunuyor. Zaten tarhanaya "çorba" demekle, sanki biraz haksızlık ediyoruz.Zira içinde çiçekten meyveye, şifalı ve baharlı ottan sebzeye kadar çeşitleri bulunan tarhana, sadece damaklara keyif vermez; aynı zamanda sağlık iksiri gibidir. Toz, granül ve hatta yaprak halde hazırlanabilen tarhananın , Kütahya'dan Kastamonu'ya kadar yaygın bir çeşidi var: Kızılcık tarhanası. Kızılcık meyvesi ile hazılanan bu tarhana, soğuk algınlıklarına karşı adeta bir ilaç.

Doğanın zoruyla

Tüm Anadolu'da bilinen, fakat her bölgede farklı hazırlanan "keşkek" de,yaşayan mutfak kültürümüzün bütün örneklerini taşıyor.İnsanların varlığını borçlu olduğu buğday öğütülüp un olur; sonra hamur ardından da sofralara ekmek... Ancak Anadolu'daki zor kış şartlarında buğdayı değirmene öğütmeye gidemeyen köylü, onu kimi zaman kuzu gerdan, kimi zaman kaz ve hatta hindi ile akşamdan evini ısıttıgı sobasının üzerinde helmeleşinceye kadar pişirir; yetmezse özel tokmağıyla döverek muhteşem bir lezzet sunar damaklara. Keşkek, doğanın zorladığı koşullarda Anadolu insanının mukemmele ulaşmak için gösterdiği gayretinde simgesidir aslında. Eğer Dünya bugünkü şartlar altında kurulmuş olsaydı, sanırım çok etkisiz, tatsız tuzsuz, duygusuz bir mutfak kültürü ile yaşamak zorunda kalacaktık. Bügünkü lezzetleri büyük zorluklar altında günümüze aktaran atalarımıza şükran borçlu şimdi ve geleceğin nesilleri,,,

Kaynak : SKYLIFE (Vedat Başaran - Önder Durmaz)